Saati durdurabilirsin, ama zamanı ve yaşanacakları asla. Zamanla savaşan nice beyhude çabanın başarısızlıkları tarihe geçmiş bugüne kadar, ve geçmeye devam ediyor.
İnsanoğlu herşeye hükmetme hırsında en büyük başarızlığını zamana karşı almış her zaman.
Prag’daki tarihi meydandaki saatin hazin hikayesi bir örnek buna. Her saat başı alkışlar kopuyor meydanda. Çanını çalan iskeletin ardından , kulenin çanları çalıyor, üçüncü çanla beraber borazancının ritüeli başlıyor. Alkış kıyamet kopuyor seyredenlerden sonra. Aslında bir nevi saygı duruşu efendi zamana karşı.
Saatin hikayesi hazin; kıskanç kralın, saatin ustası Hanuş’u bir başka şehre bir saat daha yapmasın diye kör etmesi, Hanuş’un kendini saatin mekanizmasına bırakarak, saati 50 sene çalışmaz kılması. Ne şehrin efendisi kral, ne de saatin efendisi Hanuş durduramamışlar zamanı. İkisi de yüzyıllar sonra bugün bile “zamanı durdurmaya en yakın şehirde” tarihin bir parçası olmuşlar. İsimleri var, kendileri zamanın dişlileri arasında toprak olmuşlar, bu büyülü havaya karışmışlar.
Kulenin saati sadece zamanı göstermiyor bu kulede, ders de veriyor aynı zamanda hayatla ilgili: “Her canlı ölümü tadacaktır” mesajı var sembollerinin arasında. Sonlu yaşam süresince doğru yaşamının mesajlarını da gizlemiş kuklalarının duruşlarında. Bencilliğinden arınmış, bahşedilen hayatı verimli kullanmış , bilime, adalete inamış , kendini eğitmiş ve cimrilikten imtina etmiş insanın erdemlerini de övüyor aynı zamanda.
Zamanın kuklaları olan bizlerin, sadece gökyüzüne, yeryüzüne ve aynadaki gözlerimizin en derinine baktığında görebileceklerini, ama maalesef ekseriyetle göremediklerini, aslında doğarken herbirimizin kalbine yazılıp unutulanları hatırlatıyor.
Hatırlatıyor hatırlatmasına da; aklımızda, kalbimizde kalıcı oluyor mu, bilemedim…
A.Serhat Demirel

