29 Kasım 2010 Pazartesi
Shine , 1996, Scott Hicks
23 Kasım 2010 Salı
Onun Peşinde
Gönderen A.Serhat DEMIREL zaman: 15:48 1 yorum
Etiketler: O Robinson Crusoe İzmir İstiklal Beyoğlu Midpoint
19 Kasım 2010 Cuma
Kordon'da hesaplaşma
Sıcak bir merhaba şişeyi getiren tanıdık yüze.
İzmir'e çisil çisil yağmur yağıyor...
Gönderen A.Serhat DEMIREL zaman: 18:42 1 yorum
Etiketler: Kordon Sirena Yol İzmir İstanbul Roma Sezar Karşıyaka Yağmur
13 Kasım 2010 Cumartesi
Sade bir kruvasan, sadece bir kruvasan...
10 Kasım 2010 Çarşamba
Atatürk Çiçeği
7 Kasım 2010 Pazar
Heyecan Var
Güneş kollarıyla sarıyor bu kelimeler yazılırken, geçen hafta bugün karanlığın esir almaya çalıştığı Taksim Meydanı'nı. Doğa hala karar veremedi, kış mı gelsin, yoksa sonbahar biraz daha mı hüküm sürsün. Bu kararsızlık insana heyecan veriyor. Sabah kalktığınızda neler olacak kestiremiyorsunuz, hep bir sürpriz ihtimali var olmasının güzelliğini yaşıyorsunuz. Güzellik! Ne kadar göreceli bir kavram.
Gezi Otelinin altında meydana verdim yüzümü, sırtımı da bu anı paylaştığım hayatlara. Yüzüm dönük olmasa da paylaşmak mutluluğunu ve merakını yaşıyorum. Arka masamda Chicago'ya gidecek bir çift, dostlarıyla paylaşıyor heyecanını, heyecan seslerine yansımış, geride kalanlarda buruk bir ton var. " Geliriz sizi görmeye inşallah" diyor, sigaradan sesi kalınlaşmış genç kadın.
Bir bebek elindeki su şişesini yere atıyor heyecanla, ve aynı heyecanla babası tekrar veriyor onun eline, tekrar tekrar atsın diye...
Kahvem bitti, bir kahve daha söylemeliyim. " Garson bakar mısınız? Bir filtre kahve , sade olsun lütfen. Süt ve şeker istemem. Güzelliğini bozamam kahvenin."
İspark tabelasının altındaki simitçiden, simit alıyor kırmızı hırkalı kız, sabırsızlıkla bekliyor ilk ısırığı belli. Simitçi ise maşası ile seçiyor yavaş yavaş ve ciddiyetle kıza vereceğini. Para alışverişi, bu arada ilk ısırık... İspark demişken; buraya gelirken görevliye " günaydın, kolay gelsin" dedim. Uzaylı gibi baktı yüzüme şaşkınlıkla "ne var?" dercesine " günaydın, sağolasın!" dedi. "Sıkılmıyor musun? " dedim, "hep aynı şey değil mi iş?" " Yok be ağabey, oyun oynuyorum. Bir sonraki arabanın rengini tahmin etmeye çalışıyorum" dedi. " Beyaz sıradaki, bak gör tutturacağım" diyerek de kahkahayı patlattı. Dayanamadım, bir renk tuttum ben de içimden, "Siyah". Bir iki dakikalık bir heyecan sonrası "Beyaz" geldi. Beyaz bir Focus... Aslında heyecanlı işmiş diye düşündüm. Aklıma Tom Sawyer ve Huckelberry Finn geldi.
Bir anda gözüm takıldı karşı kaldırımda yaya geçidindeki turistlere, arabaların yol vermesini bekliyorlar. Arabalarsa beyaz kalın çizgilere daha bir hızla yaklaşıyorlar. Durmaya niyetleri yok. Bir boşluk anı, muhtemelen Gümüşsuyu'nun aşağılarında kırmızı yandı. Geçtiler korku dolu gözlerle, tam yanımda durdular. Yunanistan'dan gelmişler, heyecanla seyrediyorlar etrafı. "Kalimera" diyesim var, ama devamını getirememenin korkusuyla kahvemden bir yudum daha alıyorum.
Araba gürültülerinin arasından , derinlerden bir Louis Armstrong şarkısı çalınıyor kulağıma : "What a Wonderful World". Düşmenin hazzını, çarpma endişesi olmadan yaşatan müzik demişler, onun notalarına. Yine Atakan ve İmge geldi aklıma, çocuktuk bungee jumping yapmıştım Kuşadası'nda. 65 metrede yanımda bana cesaret verenlerdi. Tatlı heyecanı yaşayanlardı benimle.
Hayat güzel be kardeşim ! Hiç bitmeyen heyecanları görebilenlere tabii ki... Atın kendinizi içine, açın yüreğinizi ve seyreyleyin alemi.
" Yaşamayı yaşamak istiyorum demiştim
Neylersin ki bu damda bu dem
Ayaklarımda uyaklarımda zincir
Böyle topal koşmalarla geçiyor günlerim
Oysa methetmek gibi olmasın kendimi ama
Yaşamım benim en güzel şiirim."
Can Yücel
A.Serhat Demirel
Taksim, 07.11.2010
